ADNAN OKTAR’A KARŞI YÜRÜTÜLEN PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİ

Mart 2, 2010 Yorum bırakın

 

 


Sayın Adnan Oktar’a Karşı Yürütülen

Psikolojik Savaş Yöntemleri 

Bilim Araştırma Vakfı ve Sayın Adnan Oktar’a karşı yıllardır kesintisiz devam eden bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Belirli bir çevre tarafından yürütülen bu savaş, Sayın Adnan Oktar’ın materyalizm ve Darwinizm’e karşı mücadelesini hazmedememekten, gerçek ve doğruları ortaya çıkarmasını kabullenememekten kaynaklanan aciz bir yöntemdir. Sahte fikirleri insanlara psikolojik yöntemlerle inandırmaya çalışmak, gerçekleri ise aynı şekilde insanlardan gizlemeye çalışmak, doğru, dürüst ve samimi bir yaklaşımın değil, sahte ve taraflı bir yaklaşımın göstergesidir. Nitekim, onlarca yıl boyunca Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına karşı yürütülen karalama kampanyaları da bu psikolojik savaşın en önemli örneklerindendir.Bu psikolojik savaşı yürüten çevrelerin etkisi ve yönlendirilmesi ile Sayın Adnan Oktar’a karşı şimdiye kadar bir çok komplo kurulmuş, bir çok iftira atılmış ve pek çok karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu çevreler Sayın Adnan Oktar hakkında verilen herhangi bir mahkeme kararını büyük puntolarla ve olumsuz ifadelerle manşetlere taşıtmış, ancak Sayın Adnan Oktar’ın, hakkındaki onca komploya rağmen bütün bu iddialardan mahkemeler yoluyla beraat alarak aklanması ile ilgili haberleri kamuoyundan gizlemişlerdir. İnsanlar, bu art niyetli yöntemin etkisi ile uzun bir zaman boyunca Sayın Oktar’a karşı yöneltilen suçlamalar nedeniyle açılan mahkemelerin sürmekte olduğunu zannetmişlerdir. Söz konusu suçlamaların birer iftira olduğu delillerle kanıtlandığı ve Sayın Adnan Oktar’ın tüm bunlardan aklanarak beraat ettiği gerçeği toplumdan uzun zaman gizlenmeye çalışılmıştır. Çünkü bu tür bir psikolojik savaşta kullanılan ana yöntemlerden biri, insanlara yalnızca söz konusu suçlamaların yer aldığı mahkeme haberlerinin bilgisinin verilmesi, bu suçlamaların geçersizliğine dair herhangi bir bilginin ise insanlara duyurulmamasıdır.Bu psikolojik savaşı sürdüren kesim, Sayın Adnan Oktar hakkında 1986 yılında itibaren uygulanan tüm komploların da destekçisi konumundadır. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse;Sayın Adnan Oktar, kendisine karşı 1986 yılında yürütülen komplo neticesinde 10 ay akıl hastanesinde, 9 ay cezaevinde olmak üzere 19 ay tutuklu kalmıştır. Sayın Adnan Oktar’ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini yazıp yayınladığı döneme denk gelen bu komplo, Sayın Oktar’ın materyalizm ve ateizme karşı yürüttüğü fikri çalışmaları engellemek amacını taşıyordu. Çeşitli basın organlarının mesnetsiz haberleri ve iftiraları sonucunda cezaevine ve oradan da akıl hastanesine konan Sayın Adnan Oktar’a kitabın yayınlanmasına son vermemesi halinde bu baskıların devam edeceği tehdidi geldi. Kendisinin orada gördüğü baskı yalnızca güçlü fikri mücadelesini durdurması için yapılmış bir caydırma metoduydu. Ancak bu yöntem tam anlamıyla başarısız olmuştur. Sayın Oktar, savcılığın “ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını” belirtmesiyle beraat etmiş ve mahkemece serbest bırakılmıştır.Bu başarısız komplonun ardından gelen 1991 tarihli kokain komplosu ise, Darwinist ve masonik çevrelerin karşı mücadelede her türlü haksız yönteme başvurabileceklerinin en önemli kanıtlarından biridir. Bu dönemde Sayın Oktar, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Sayın Oktar’ın annesiyle birlikte yaşadığı Ortaköy’deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları 3. kitabın içinde bir paket kokain buldular. Bunun üzerine tutuklanan Sayın Oktar, 72 saat boyunca gözaltında tutuldu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde 72 saat sonunda kokain testi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi ve bunun ardından Adnan Oktar’ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı. Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. yaklaşık 20 polis memurunun eve operasyon düzenlemesinden hemen önce Sayın Oktar’ın annesinin, komşusu ve apartmanın kapıcısı ile birlikte bütün evi temizlediği ortaya çıkmış ve bu kişiler olaydan sonra “Adnan Oktar’ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu” diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir. Ayrıca Adnan Oktar’ın kanında çıkan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Adnan Oktar emniyette 72 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştır. Elde edilen bulgular ise, böylesine yüksek bir dozun 72 saat önce alınmış olması durumunda ölümcül olacağını, dolayısıyla kokainin 72 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada alındığını gösteriyordu.Yani kokain, Adnan Oktar’a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.Bu durum, çok sayıda yerli ve yabancı kurumun yanısıra Türk Adli Tıp Kurumu’nun da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etmesi ile kanıtlanmış ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklanmıştır. Fakat bu beraat, bir kısım medyada Sayın Oktar’ın tutuklanması haberi gibi yer almamış, hiçbir şekilde manşet yapılmamış adeta gizlenmeye çalışılmıştır. Aynı çevreler 1999 yılında Sayın Adnan Oktar’ı çeşitli baskıcı yöntemlerle tekrar engelleme girişiminde bulundular. Sayın Adnan Oktar’ın Global Masonluk isimli kitabını yayınlamak üzere olduğu dönemde gerçekleştirilen bir operasyon sonucunda Sayın Adnan Oktar ve bazı Bilim Araştırma Vakfı mensupları gözaltına alındılar. Yapılan operasyondan güç alan bir kısım medya, psikolojik savaş yöntemlerini bu dönemde oldukça artırmışlardır. Operasyon sırasında hiçbir suç unsuruna rastlanmamış olmasına rağmen, çeşitli müzik kasetleri, dvd oynatıcılar, disket sürücüler çeşitli yayın organlarında sözde “şantaj aletleri” olarak gösterilmiştir.. Emniyette baskı altında alınmış olan yalan ifadeler, günlerce aynı odaklar tarafından gündem yapılmış, bu odakların kontrolünde olan yazılı ve görüntülü basın kanalları tarafından manşetlere taşınmıştır. Aylarca devam eden bu karalama kampanyası sırasında Sayın Oktar ve BAV mensupları hakkında akıl almaz iftiralar öne sürülmüş, hiçbir delil olmamasına rağmen Sayın Oktar ve BAV mensupları mesnetsiz iddialarla suçlanmışlardır. Söz konusu yayın organları, iddiaların kanıtlanmasına ihtiyaç duymamış, öne sürülen suçlamaların tümünü bir gerçekmiş gibi halkımıza yansıtmış ve açıkça yalan haber yapmışlardır. Bu çirkin provokasyonun bir sonucu olarak da Sayın Adnan Oktar, hiçbir geçerli hukuki delil öne sürülmeksizin 9 ay cezaevinde tutulmuştur.Bu psikolojik savaş sırasında insanları en fazla etkileyecek konular özellikle seçilmiş, ahlaki dejenarasyon suçlamaları ortaya atılmış ve hiçbir delile başvurulmadan akla gelebilecek her türlü karalama yöntemi kullanılmıştır. İşin ilginç yanı ise, Sayın Adnan Oktar’ın, 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan baskın sonrasında gündeme gelen suçlamaların tümünden, mahkeme aşamasında elde edilen deilllerle aklanmış olmasına rağmen, bu sonucun aynı basın organlarında hiçbir şekilde gündeme getirilmemiş olmasıdır. Bu durum, söz konusu savaşın ardında karanlık bir yapılanmanın varlığını göstermektedir. Eğer söz konusu yayın organları samimi, dürüst ve tarafsız olsalardı, mahkeme aşamasında elde edilen adli sonuçları da aynı şekilde manşetten vermeleri gerekirdi. Fakat buna gerek duymamışlar, taraflı ve kasıtlı psikolojik savaşın bir yöntemi olarak yalnızca karalayıp yok etme yöntemine başvurmuşlardır.Sayın Adnan Oktar’a karşı söz konusu psikolojik savaşın delilleri bunlarla sınırlı değildir. Örneğin 1999 polis operasyonu sırasında dönemin İçişleri Bakanı, Sayın Adnan Oktar ve fikirleri için “PKK’dan daha tehlikeli” ifadesini kullanmıştır. İnsanlara güzel ahlakı anlatan, Kuran’ı öğreten, iman hakikatlerini, Allah’ın yaratışındaki güzellikleri tüm dünyaya hatırlatan ve insanları Darwinizm ve komünizm tehlikesinden korumayı amaçlayan böyle üstün ahlaklı bir insanın PKK’dan daha tehlikeli olarak nitelendirilmesi açıkça Sayın Oktar’a karşı girişilen savaşın boyutlarını göstermektedir. PKK, komünist fikirleri yaymaya çalışan, dini inançları yok etme amacıyla hareket eden, masum insanları vahşice öldürmekten çekinmeyen, vatanımızı bölme niyetiyle ortaya çıkan bir terör örgütüdür. Yaşamını Allah rızasını kazanmaya adamış, komünizm ve terör ve bölücülüğün en büyük düşmanı olan Sayın Adnan Oktar ise, söz konusu psikolojik savaşın gereği olarak bu katil örgütten çok daha tehlikeli olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu, akla ve vicdana tamamen aykırı bir uygulamadır.Aynı psikolojik savaş yöntemi başka şekillerde de kullanılmıştır. Örneğin Sayın Adnan Oktar hakkında, BAV ile ilgili son olarak devam eden davada bir sonraki celseye iştirak etmesi için ihzar kararı çıkarılması yine bazı basın organlarında manşetten duyrulmuştur. Fakat Sayın Oktar’ın kendisi adliyeye gidip ifade vermiş ve söz konusu karar bozulmuştur. Bu haberin de aynı şekilde söz konusu basın organlarında  duyurulması gerekirken böyle birşey gerçekleşmemiştir. Çünkü bu psikolojik savaşın bir gereğidir ve sözkonusu odakların böyle bir haber yaptırması, kullandıkları savaş yöntemlerine uygun düşmemektedir. Bu çevrelerin yöntemi “çamur at, izi kalsın” mantığına dayanmaktadır. Oysaki ihzar kararı hergün yüzlerce mahkemede bir insanın mahkemeye gelmesi için alınan son derece olağan bir karardır. Ancak Sayın Adnan Oktar hakkında olduğu gibi böyle bir konuda hiçkimse hakkında sür manşetten haber yapılmamaktadır. Tüm bunlar güçlü bir fikre karşı yapılan psikolojik savaşın yöntemlerindendir. Sayın Adnan Oktar’a karşı uygulanan psikolojik savaşın gereği olarak uygulanan bir çok örnek mevcuttur bunlardan bir diğeri de söz konusu yayın organlarından bir tanesinin, Bilim Araştırma Vakfı aleyhine açılan davanın zamanaşımına uğraması kararının Yargıtay tarafından bozulması karşısında “Adnan Hoca Şimdi Yandı!” başlığını kullanmış olmasıdır. Sol çizgideki bir başka yayın organının Darwinist olduğu bilinen bir köşe yazarı ise “Adnan Hoca keşke yansa!” başlığıyla bu savaşa destek sağlamaya çalışmıştır. Dikkat edilirse, ortada Sayın Adnan Oktar’ın aleyhinde bir delil yoktur. Polis operasyonunun yapıldığı ve mahkemelerin başladığı zamandan bu yana tam 9 senedir aleyhte kullanılabilecek tek bir delil ortaya çıkmamıştır. Suçlamaların tümünün geçersizliği anlaşılmış ve Sayın Oktar her birinden beraat etmiştir. Fakat buna rağmen bir takım odaklar, akıl almaz ifadelerle düşmanlıklarını açıkça belirtmekte ve bu savaşı aleni şekilde sürdürmekten çekinmemektedirler.Aynı şekilde Ebru Şimşek tarafından Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına yönelik olarak atılmış olan iftiralar da bu savaşa destek için kullanılmıştır. Bir kısım basın, aynı savaşın bir gereği olarak bu iftiraları kullanmış, bunları manşetten gündeme getirmiştir. Nitekim Ebru Şimşek’in attığı iftiraların tam anlamıyla birer yalandan ibaret olduğu mahkemece ispat edilmiş ve Sayın Adnan Oktar konuyla ilgili iddialardan aklanmıştır. Ebru Şimşek’in açıkça mahkeme önünde yalan söylediği kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Elbette bu sonuçlar da psikolojik savaşın kalesi olan yayın organlarında hiçbir şekilde dile getirilmemiştir. Ebru Şimşek’in yalana dayalı suçlamaları manşetten son derece taraflı yorumlarla verilirken, tüm bunların yalan olduğuna dair mahkeme kayıtları her nedense insanlardan itina ile gizlenmektedir.

Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen söz konusu psikolojik savaş çeşitli köşe yazarlarının da kuşkusuz dikkatinden kaçmamış, 1999 yılı operasyonu sırasında gerçekleştirilen haksız saldırının bir psikolojik savaş olduğunu Radikal gazetesinin yazarı İsmet Berkan bile itiraf etmiştir. Sayın Adnan Oktar’a karşı yöneltilen bu savaş ile ilgili olarak Berkan, “Bu savaşta soruşturmanın gizliliği ilkesine yer yok”, ifadeleriye yürütülen psikolojik savaş yöntemini açıkça dile getirmiştir.

Özetle, 1986 yılından beri Sayın Adnan Oktar’a karşı devam eden psikolojik savaş, görüldüğü kadarıyla Sayın Oktar’ın materyalizme, ateizme ve Darwinizm’e karşı mücadelesi devam ettikçe sürecek gibi görünmektedir. Çünkü materyalist, komünist, Marksist çevreler, şimdiye dek kendi ideolojilerine karşı böylesine büyük ve kararlı bir  fikri mücadele görmemişlerdir. Sayın Adnan Oktar’ın bu konudaki gücünü, aklını ve çalışmalarını hayranlık dolu bir korku ile izlemekte ve Allah yolunda gösterilen bu çabanın sonuca ulaşmakta olduğunu fark etmektedirler. Adeta bir panik yaşamakta, Darwinizm’e ve materyalizme karşı elde edilen bu üstün başarıyı engelleyebilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ancak bu çevrelerin bilmedikleri bir gerçek vardır: Onlar, bu sahte yöntemlerle ne kadar vakit harcarlarsa harcasınlar, psikolojik engellemelere ne kadar başvururlarsa başvursunlar, mutlak galip gelecek olanlar, Allah’ın izniyle, Allah’ın taraftarlarıdır. İşte bu nedenle batıl yöntemlerle gerçekleştirilen bir mücadele, geçmişte ne kadar etkili görünürse görünsün mutlaka başarısız olacaktır. Allah’a güvenip dayanan Sayın Adnan Oktar, yıllar boyunca kendisine yöneltilmiş olan bu savaştan hiçbir şekilde materyalistlerin bekledikleri şekilde etkilenmemiş, bu saldırılar karşısında hep daha da güçlenmiştir. Bunun farkında olan bir kısım odakların korku ve endişeleri daha da artmakta, yenilgiden kaynaklanan çaresizlik ve acizlik üsluplarından hissedilmektedir.

Başarı, zafer ve galibiyet her zaman inananların olmuştur.

Bundan sonra da (Allah’ın izniyle) bu şekilde olacaktır.


Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.” Biz de dedik ki: “Ey ateş, İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.”
(Enbiya Suresi, 68-69)

Sayın Adnan Oktar’ı yakmaya çalışarak, hapsederek, iftira atarak, komplo yaparak, tuzak kurarak hiç bir yere varılamaz. İnananlar (Allah’ın izniyle) Allah’ın koruyuculuğu altındadır. Yani Allah’ın inayeti altındadılar. Her zaman başarı, zafer ve galibiyet, inananların olmuştur. Bundan sonra da (Allah’ın izniyle) bu şekilde olacaktır.

  

Sayın Adnan Oktar ve BAV Mensupları Kendilerine Karşı Üretilen Asılsız İddialardan Takipsizlik, Kovuşturmaya Gerek Olmadığı-Beraat Kararları İle Aklanmıştır

Mart 31, 2010 1 yorum

 

Psikolojik savaşın bir yöntemi olarak Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında bugüne kadar asılsız iddialar öne sürülerek çeşitli savcılıklara bazı şikayetler yapılmıştır. Aşağıda listelenen tüm bu soruşturmalardan Sayın Adnan Oktar ve BAV mensupları takipsizlik, kovuşturmaya gerek olmadığı veya beraat kararları ile aklanmıştır. Tüm bu sonuçlara rağmen psikolojik savaş taktiği olarak Sayın Adnan Oktar ve BAV mensuplarına karşı asılsız iddialar üretilmeye devam edilmektedir.

1- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/51724 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “haksız ekonomik çıkar sağlamak maksadı ile örgüt kurma, iftira, eziyet, ve hakaret” iddialarıyla bir soruşturma açılmıştır. Ancak savcılık tarafından yapılan inceleme sonucunda, konuyla ilgili hiçbir suç unsuru bulunmadığı belirtilmiş ve kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

2- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/51725 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “suç işlemek için örgüt kurma” iddiasıyla bir soruşturma açılmış ancak ortada hiçbir suç unsuru bulunmadığından konuyla ilgili kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

3- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/51724 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “haksız ekonomik çıkar sağlamak maksadı ile örgüt kurma” iddiasıyla bir soruşturma açılmış ancak ortada herhangi bir suç unsuru bulunmadığından konuyla ilgili kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

4- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/27549 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” iddiasıyla bir soruşturma açılmış ancak herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığından konuyla ilgili kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

5- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2005/27549 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, tehdit, şantaj ve hakaret” iddialarıyla bir soruşturma açılmış, ancak 18. 10. 2005 tarihli karar ile konuyla ilgili herhangi bir kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

6- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nca, 2002/60013 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “çete oluşturmak” iddiasıyla bir soruşturma açılmıştır. Ancak 2002/18838 karar no ile, ilgili kişiler hakkında herhangi bir kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

7- T.C. Bağcılar Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, 2002/21669 sor. no. ile Sayın Adnan Oktar ve bazı BAV mensupları hakkında “çete oluşturmak” iddialarıyla bir soruşturma açılmış ancak 2003/6120 karar no ile, ilgili kişiler hakkında konuyla ilgili herhangi bir kovuşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

8- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 27.03.2006 tarih ve 2005/51724 sor. 2006/2432 karar sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz üzerine, T.C. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan incelemede, 2006/668 müteferrik no’lu karar ile verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.

9- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 18.10.2005 tarih ve 2005/27549 sor. 2005/12003 karar sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz üzerine, T.C. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan incelemede, 2006/871 sayılı müteferrik no’lu karar ile, verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.

10- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 31.12.2002 tarih ve 2002/60013 hazırlık 2002/18838 karar sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz üzerine, T.C. Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan incelemede, 2003/458 müteferrik no’lu karar ile, takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.

11- T.C. İstanbul Başsavcılığı’nın 30.06.2003 tarih ve 2002/39606 hazırlık 2003/8860 karar sayılı takipsizlik kararına itiraz edilmiş ancak, T.C. Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, yapılan inceleme sonucunda 2003/333 müteferrik no’lu karar ile, verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.

12- T.C. Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı’nın 15.10.2003 tarih ve 2002/21669 hz sayılı takipsizlik kararına yapılan itiraz incelenmiş, 2003/894 diş. es. no’lu ve 2004/12 d. iş. kar. no’lu kararı ile, verilen takipsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ve itirazın reddine karar verilmiştir.

BAV Mensuplarının Mehmet Ağar ve Celal Adan’a Şantaj Yaptığı İddiası Bu Kişilerin Devlet Güvenlik Mahkemelerinde Verdikleri İfadelerle Yalanlanmıştır

Mart 31, 2010 1 yorum

1999 yılında Bilim Araştırma Vakfı mensuplarına karşı düzenlenen polis operasyonu sonrasında bir çok medya kuruluşu BAV camiası mensuplarının “şantaj ve tehdit yaptığı” şeklinde asılsız iddialar ortaya atmıştır. Psikolojik savaş uygulayıcılarının yönlendirdiği bu gazetelerde Mehmet Ağar ve Celal  Adan’a menfaat talebiyle şantaj yapıldığı şeklinde haberler manşetten duyurulmuştur. Ancak Mehmet Ağar ve Celal Adan, İstanbul ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemeleri huzurunda verdikleri ifadelerde, BAV CAMİASI MENSUPLARI TARAFINDAN HERHANGİ BİR TEHDİDE MARUZ KALMADIKLARINI VE KENDİLERİNE YÖNELİK BİR MENFAAT TALEBİNDE BULUNULMADIĞINI açıkça belirtmişlerdir. Bir kısım gazetelerin manşetten vermiş olduğu asılsız haberler, Mehmet Ağar ve Celal Adan’ın bizzat kendileri tarafından devletin mahkemeleri huzurunda yalanlanmıştır. Buna rağmen, Mehmet Ağar ve Celal Adan’ın, herhangi bir tehdit veya şantaja maruz kalmadıklarına dair verdikleri mahkeme ifadeleri bu gazetelerde yer almamıştır.


Dönemin İstanbul Milletvekili Celal Adan, Ankara 2 No.lu DGM’de talimatla verdiği 25.05.2000 tarihli ifadesinde, herhangi bir tehdide maruz kalmadığını ve kendisine yönelik bir menfaat talebi olmadığını açıkça belirtmiştir. Ancak bu belgeler psikolojik savaş gereği hiç bir gazetede yer almamıştır.

 


Dönemin Elazığ Milletvekili Mehmet Ağar, Ankara 2 No.lu DGM’de talimatla verdiği 25.05.2000 tarihli ifadesinde, BAV camiası mensuplarından herhangi biri tarafından kendisine veya çevresindekilere tehdit veya şantajda bulunulmadığını ve kendisinden bir maddi çıkar talep edilmediğini belirtmiştir. Bu ifadeler de psikolojik savaşın bir yöntemi olarak hiç bir gazetede yer almamıştır.

BAV Davasında Hiçbir Mağduriyeti Olmadığını Söyleyen Kişiler Defalarca “MAĞDUR SIFATIYLA” İfade Vermeye Çağrılmıştır

Mart 31, 2010 1 yorum

Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşta bugüne kadar görülmemiş hukuki uygulamalar da yapılmıştır. Örneğin bazı kişiler, savcılıklara defalarca mağdur olmadıklarını belirttikleri halde ve kendilerinin de hiçbir şikayetleri olmadığı halde, 3. şahıslarca “bu kişiler mağdur” diye şikayetler yapılmaktadır. Yaşı 40’a yakın kişiler defalarca ifade verdikleri halde, mağdur sıfatıyla tekrak tekrar ifade vermeye mecbur bırakılmaktadırlar. Bu bir psikolojik savaş uygulamasıdır ve kullanılan 3. şahıslar psikolojik savaşın elemanlarınca yönlendirilmektedir.

Sn. Adnan Oktar Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nden Tahliye Olurken de Psikolojik Savaş Uygulanmıştı

Mart 31, 2010 1 yorum

 

Fotoğraf çekilirken önce basın konuşlandırıldı. Gerçek bir Atatürkçü ve Türk milliyetçisi olan Sayın Adnan Oktar oraya getirildi, sonra da bu zoraki fotoğraf çekildi. (Milliyet Gazetesi)

 

 (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.   (Fatır Suresi, 43)

 

SAYIN ADNAN OKTAR AKIL HASTANESİ DÖNEMİNİ ANLATIYOR (1)

http://www.dailymotion.com/video/xb05kl_adnan-oktar-röportajı-akil-hastanes_news 

 

SAYIN ADNAN OKTAR AKIL HASTANESİ DÖNEMİNİ ANLATIYOR (2)

http://www.dailymotion.com/video/xb05pk_adnan-oktar-röportajı-akil-hastanes_news

 

Sayın Adnan Oktar Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nden tahliye edilirken zorla dönemin başhekiminin eli öptürülmüştü. Ancak bu şekilde sakalının yanıyla, ayakta, el yukarı kaldırılıp zorla yüze doğru uzatılarak el öptürme belki de tarihte ilk defa görülen bir tarzdı.  Bunun gerçek anlamda bir el öpme olmadığı çok açıktı.  

Ancak psikolojik savaş elemanları bu görüntü ile kamuoyuna güya Sayın Adnan Oktar hizaya getirildi imajını vermeye çalışmışlardı. Bu şekilde “Bundan sonra daha dikkatli davran, ayağını denk al. Ayağını denk almazsan neler olacağını, başına neler geleceğini tahmin edersin” şeklinde bir mesaj verilmişti. Yani daha önce özel bir kuryeyle uyarıldığı gibi Yahudilik ve Masonluk kitabının bir daha basılmaması, tebliğ faaliyetlerinin tümüyle durdurulması gibi taleplerdi bunlar.

 

SAYIN ADNAN OKTAR’IN AKLİ SAĞLIĞININ YERİNDE OLDUĞUNU GÖSTEREN GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ TARAFINDAN VERİLEN “SAĞLAM” RAPORU

 

Sayın Adnan Oktar’a Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından verilen akıl sağlığının yerinde olduğunu belirten “SAĞLAM” raporu ise basında hiçbir yerde duyurulmadı. Sayın Adnan Oktar 20 yıl akıl hastası olarak kamuoyuna tanıtıldıktan sonra akıl sağlığının yerinde olduğu Askeri Hastane raporuyla açıklandı. Psikolojik savaş bunu 20 yıl boyunca Sayın Adnan Oktar’a karşı kullanılmıştır ancak Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin vermiş olduğu bozma raporu hiçbir medya kuruluşu tarafından yayınlanmamıştır.

O inkar edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. “O, gerçekten bir delidir” diyorlar. (Kalem Suresi, 51)

“O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin.” Rabbim” dedi (Nuh). “Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.”
(Müminun Suresi, 25-26)

(Firavun) Dedi ki: “Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir.”
(Şuara Suresi, 27)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi tarih boyunca tüm peygamberlere ve onlarla beraber mücadele eden Müslümanlara ceşitli iftiralar atılmıştır. Bunlardan biri de delilik iftirasıdır. Sn. Adnan Oktar’ın da  yıllardır süren şerefli mücadelesi sırasında kendisine bu yönde iftira atılmıştır.

Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Sn. Adnan Oktar’ın Kaldığı Döneme Ait Tüm Arşivleri Yok Edilmiştir

Mart 31, 2010 1 yorum

 

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin arşivleri 1927 yılından itibaren düzenli olarak tutulmaktadır. Bu arşiv dosyalarında hastaların giriş çıkış tarihleri, verilen ilaçlar, hangi birimlerde kaldıkları, tedavi süreci gibi tüm bilgiler detaylı olarak kaydedilmiştir.
Bu dosyalar içinde sadece 1985 ve 1986 yıllarına ait dosyalar KAYIPTIR ! Bu dönem Sayın Adnan Oktar’ın burada bulunduğu dönemdir. 1927 yılından beri SADECE O DÖNEME AİT TÜM BELGELER BİR ŞEKİLDE YOK EDİLMİŞTİR. O DÖNEMİN SORUŞTURULMA İMKANI DA BÜTÜN KARANLIK YÖNLERİYLE BERABER ORTADAN KALDIRILMIŞTIR. Bu da Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşın ne kadar büyük ve karanlık olduğunu,  bu konuda Komünist  Derin Devletin ne kadar pervasız olduğunu gösteriyor.

 

Hiç İlgisi Olmayan Konularda Bile Sayın Adnan Oktar’a Suç Atfedilmeye Çalışılmıştır

Mart 31, 2010 1 yorum

 

Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşın bir parçası olarak hiçbir ilgisi olmayan konularda uydurma senaryolarla kendisine basında suçlar atfedilmiştir. Halkın sinir uçlarını etkileyen bir konu olduğunda “bu konuda Sayın Adnan Oktar’a atılabilecek nasıl bir suç uydurulabilir, nasıl bir iftira atılabilir” mantığıyla yaklaşılmış ve düzmece haberlerle Sayın Adnan Oktar’a karşı halk galeyana getirilmeye çalışılmıştır. Hürriyet Gazetesi’nde 1989 yılında intihar eden bir kişi için Sayın Adnan Oktar’la bağlantısı olduğu şeklinde uydurma bir haber yayınlanmıştı. Daha sonra ailesi bunun yalan haber olduğunu açıklamak zorunda kalmıştı. Psikolojik savaş yöneticileri bu şekilde en ufak bir ilgisi olmayan konularda bile Sayın Adnan Oktar’a karşı genel infial oluşturmayı hedefleyerek basını yönlendirmiştir.

Hürriyet, 1999

Bir Zamanlar Dr. Sefa Saygılı da Psikolojik Savaş Elemanlarının Oyununa Gelmişti

Mart 31, 2010 1 yorum

 

Bir zamanlar Dr. Sefa Saygılı da psikolojik savaş elemanlarının oyununa gelmişti. Müslümanların onca sorunu varken, bunları bir kenara bırakmış, Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşa destek vermekle ilgilenmişti. O devirde Hürriyet Gazetesi, Sabah Gazetesi ve diğer malum renkli basında her zaman olduğu gibi Adnan Oktar aleyhinde yoğun haberler çıkıyordu. O da bu tarihte o ekibe katılıp, Hürriyet ve Sabah gazeteleriyle omuz omuza verip, Sayın Adnan Oktar’a karşı mücadele içine girmişti. Sayın Adnan Oktar materyalistlere, darwinistlere ve ateistlere karşı mücadele verirken ve bu yolda hapse girmeyi, akıl hastanesine atılmayı göze almışken, o rahat koltuğunda oturup Sayın Adnan Oktar aleyhinde çalışma yapıyordu.

 Eylül-Ekim 1989


Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.

(Al-i İmran Suresi, 120)

Hitler, Lenin ve Stalin Psikolojik Savaş Konusuna Çok Önem Vermişlerdir

Mart 31, 2010 1 yorum

Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, ‘gerçeği ters yüz eden,’ günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.

(Şuara Suresi, 221-223)

 

 

Milyonlarca kişiyi katleden Hitler ve Lenin psikolojik savaş konusuna çok önem vermişlerdir. Hitler bir çok konuşmasında bu konunun üzerinde durmuştur:

Sürprizlerle, terörle, sabotajla ve suikastlerle düşmanının moralini boz. BU GELECEĞİN SAVAŞIDIR. YALANINI BÜYÜK TUT, ONU BASİT HALE GETİR, SÜREKLİ SÖYLE, SONUNDA BUNA İNANACAKLARDIR.

MAHARETLİ VE DEVAMLI BİR PROPAGANDA İLE millete; cehennemi cennet, en sefil hayatı bir zevk gibi göstermek mümkündür.

Bir çok masum insanı katletmiş olan faşist lider Hitler’in psikolojik savaş yöntemleri bugün de  Sayın Adnan Oktar’a karşı uygulanmıştır. Halkın sinir uçlarını etkileyen konularda Sayın Adnan Oktar’a karşı sürekli bir propaganda yapılmıştır. Bilmeyen, okumayan, araştırmayan kitleleri etkilemek amacıyla Sayın Adnan Oktar hakkında büyük yalanlar söylenmiş, komplolar düzenlenmiştir. Gerçekten de halktan bu yalanlara inananlar çıkmıştır.

Komünist kanlı lider Lenin de bir psikolojik savaş uzmanıydı. O da demeçlerinde bu yöntemlerden sıkça bahsetmiştir:


YETERİNCE SIK SÖYLENEN BİR YALAN SONUNDA GERÇEK HALE GELİR.

Milyonlarca masum insanın katlinden sorumlu olan Lenin’in gösterdiği bu psikolojik savaş yöntemi de Sayın Adnan Oktar’a karşı kullanılmıştır. Kendisi hakkında olmadık iftiralar, psikolojik savaş uzmanlarının yönlendirdiği medya kuruluşları vasıtasıyla kamuoyuna duyurulmuş ve bu yalanlar bazı gazetelerde tekrar tekrar yayınlanmıştır. Genel infial amaçlı öne sürülen bu yalanlara halkın inanması sağlanmaya çalışılmıştır.

 

Hitler’in Psikolojik Savaş Birimi Elemanlarından Dr. J. Göbbels
Psikolojik Savaş Yöntemlerini Kullanmıştır

2. Dünya Savaşı sırasında psikolojik savaş tekniklerini çok yoğun kullanan Hitler’in özel psikolojik savaş biriminin elemanlarından olan Milli Eğitim ve Propaganda Bakanı Dr. J. Göbbels; psikolojik savaş yöntemlerini anlattığı bir çok demecinden birinde şu ifadeleri kullanmıştır:


“YALAN SÖYLEYİN, MUTLAKA İNANAN ÇIKAR”

Burada Göbbels’in bu sözü kitlelere yalan gazete haberleriyle, yalan demeçlerle, yalan beyanlarla etkilemenin ne kadar kolay olduğunu gösteren bir delildir. Sayın Adnan Oktar’a karşı da Göbbels’in psikolojik savaş yöntemleri kullanılmıştır. Ona karşı da çeşitli iftira, yalan ve karalama kampanyaları düzenlenmiştir. Ve gerçekten de inanan çıkmıştır.

Hitlerin psikolojik savaş birimi vardı. Psikologlardan,  psikiyatristlerden, bilim adamlarından, uzmanlardan oluşuyordu. Kendi fikirlerinde olmayanlardan hedef seçilen kişilere yönelik yalan ve iftira kampanyası başlatıyorlardı. Radyolar, el ilanları ve televizyonlar ile sürekli fısıltı gazetesi şeklinde bu yalanları yayarak karşı tarafı etkisiz hale getirmeye çalışıyorlardı. Faşizm de, komünizm de psikolojik savaş yöntemini kullanmıştı. Milyonlarca kişinin katili, kitle katliamı yapan Stalin de psikolojik savaşa çok önem veriyordu. Muhaliflerini yalan, hakaret, iftira ile ve diğer psikolojik savaş yöntemleri ile susturmaya çalışıyordu. Fikirlerine muhalif olan kişileri akıl hastanesine koyup deli ilan ediyordu. Tıpkı Sayın Adnan Oktar’a karşı düzenlenen komplolarda ve bunlarda uygulanan yöntemlerde olduğu gibi.

 

Fatih Altaylı’nın BAV Aleyhinde Kamuoyunu Kışkırtma Girişimleri

Mart 31, 2010 1 yorum

Basın yoluyla çağrılarda bulunarak BAV aleyhinde şikayetçi bulma çabalarına, BAV camiasına yönelik hakaretleri sebebi ile manevi tazminata mahkum olmuş olan Fatih Altaylı isimli gazeteci de katılmıştır. Fatih Altaylı, Hürriyet Gazetesi’ndeki “Adnancılar’dan Şikayetçi Olun!” başlıklı yazısında” (operasyonu) kim organize ettiyse eline sağlık, şimdi sıra vatandaşlarda” diyerek tüm okurlarını BAV camiasından şikayetçi olmaya davet etmiştir.

Ne var ki psikolojik savaş uygulayıcılarının her çabası gibi, bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

BAV Davasında Davet ve İlanla Şikayetçi Aranmıştır

Mart 31, 2010 1 yorum

BAV Camiasına karşı düzenlenen 12 Kasım 1999 operasyonunun hemen ardından bazı üst düzey emniyet görevlilerinin gazetelere açıklama yaparak ihbarcı ve şikayetçi aradıklarını ilan etmişlerdir. Operasyonun ilk günü zamanın İstanbul Emniyet Müdürü bir basın toplantısı yapmış ve “Bunlar bir çete. Mağdurlar şikayetçi olsunlar. Kimliklerini gizli tutacağız” diye açıklama yapmıştır. (Hürriyet Gazetesi)
Bu davet pek çok gazetede manşetten yayınlanmış ve bu yolla şikayetçi aranmıştır.

Elbette böyle bir davet, BAV camiasına husumet besleyen kişilere iftira fırsatı verilmesi anlamına da gelmektedir. Dahası, ortada bir suç bulunmadığının, “ÖNCE OPERASYON YAPALIM, SONRA SUÇ BULURUZ” mantığı ile hareket edildiğinin bir göstergesidir. Bu da, PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİNDEN BİRİDİR.